Artı Değer
Bundan birkaç sene önce İzmir'de Universiade organizasyonu çerçevesinde gönüllü olup Olimpiyat Köyü'nde takılırken (vazife icabı tabiki) gecenin birinde kendimi elin Cezayirlisi bir yüzme hocasıyla sosyal mühendislik ve sosyal mimari mevzularında derin bir sohbete dalmışken buldum.
Sohbet dediğim, adam anlatyor ben kafa sallıyorum, aklımda çeşitli düşünce bulutları puflayıp yukarı doğru yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor ve hüzünlü bakışlarım eşliğinde gözden kayboluyorlar. Sonra ben taa en başta ne düşündüğümü, uçup giden ilk bulutun içeriğini unutup onu hatırlamaya filan çalışıyorum. Böyle bir kısır döngü içinde etkileşimimiz devam ediyordu.
Tabii bunu gözlerimi adamın gözlerine dikip başımı anlayışlı anlayışlı yokarı aşağı sallayarak yapıyordum ki, herşey dahil türk misafir perverliğine kara bir leke sürmeyeyim.
Bireyin (ya da bireylerden oluşan grupların) içinde yaşadığı(dıkları) ortama mimari yönden kendi meşreplerince bir şekil vermeleri ne kadar mümkünse, mevcut mimari yapıların da o yöreye yeni gelenlerin (sadece oraya göç edenler değil, yeni doğan bebeler filan da var) sonraki yaşamlarında kaydedecekleri gelişimlerinde (diğer deyişle yontulmalarında) gayet de önemli bir role sahip olacaklarını vurgular gayet de aslına bakarsanız makul bir diskur çekiyordu, Olimpiyat Köyü'nden Limontepe'nin yabancı turizin gözüne güzel gözüksün diye bol sulu kireçle yarı saydam beyaza bulanmış gecekondularına bakarak.
Adamın konuşurken samimiyet ifadesi olarak değerlendirdiğim alnındaki çizgileri görmesem, yahut bilmem ne zamandır bu köye tıkılıp sıkıntıdan patlamak üzere olduğunu da bilmesem, ya da en nihayetinde gıcık biri olsam Fransa'nın Cezayir ve Cezayirliler üzerindeki entegrasyon politikasının hakikaten işe yaradığını, kıvama gelmiş Cezayirli hamurundan aksanı kırık birer Fransız (geveze & kendini beğenmiş) yarattığını düşünebilirdim.
Ama düşünmedim. Adam samimi ve sıkılmış, bense açtım. Son servise yetişmem gerektiğini söyleyip bi toka çaktım ve yanından koşar adım uzaklaştım.








