EMRAH ŞİFRESİ



1) her arabesk film için vazgeçilmez iki öğe vardır: bekaret ve tahsil.
film boyunca olay, bu iki kavram çevresinde şekillenir.
filmlere göre:
  • evleninceye değin bekaretini koruması gereken kişi sevgili ya da bacıdır. bununla birlikte esas oğlanın babası illa ki öldüğü için eline erkek eli deymemesi gerektiğinden otomatikman bakire kontenjanına dahil olan bir annenin varlığından da söz edilebilir.
  • tahsil görmesi beklenense asla esas oğlan değil, onun küçük-büyük erkek kardeşidir.
- iş bu koşullarda esas oğlana düşen sabretmek, ezilmek, hırpalanmak, fedakarlık yapmak ve gelecek kutlu günlere dair hayallere dalıp kir pas içinde kalmış suratına şapşal bir gülücük kondurmaktır.

o halde soru:
- bu filmlerde, bekaret kavramının namusa denk koşulup bu denli abartılmasındaki sebep nedir?

hatunun zihninin bir köşesine yer etmiş, başkasının adına kayıtlı bir performans olabileceği ihtimali, ömrünün geri kalanını -hastalıkta sağlıkta- o kadınla geçireceğine dair akte imzayı basmış adamın kabusu olacaktır.
onun kadar iyi olamama düşüncesi, hayatını zindana çevirecektir.
işte zamanında bir takım aklı evveller bu düşünce yolunu takip edip, kadınlara karşılaştırma yapma imkanı vermemek gerektiğine karar vermiş ve böyle bir fikir atmışlar ortaya.
bu noktadan bakıldığında bekaret, bir çeşit rekabet engelleyici önlemdir.

soru:
- bu filmlerde esas oğlanın kardeşini "oku! oku!" diye gazlamasındaki sebep nedir?

esas oğlanın kardeşi okuyup ne olmak ister bilinmez ama, memleket koşulları göz önüne alındığında o çocuk okursa hangi mesleğin erbabı olabilir? devlet babaya memur? büyük olasılıkla.
devlet dairesi memuriyeti memleketin en rekabete dayalı olmayan işidir. memursanız, denginiz diğer memurların sizden daha yüksek performans sergilemeleri, ciddi fark yaratamamanız falan gibi endişeleriniz olmaz. tüm bu olumsuzluklar alacağınız maaş üzerinde herhangi bir kesintiye sebep vermez.

bu yanıtlar üzerine diyebiliriz ki:
filmin üstüne kurulduğu iki kavram (tahsil ve bekaret), neo-liberalizmin kutsadığı rekabet kavramı karşısında yer alan açık bir duruşa işaret eder.

2) filmle alakalı genel görünüm yukarıdaki gibi olsa da, olayların gelişimi pek de hayırlara vesile olmaz:
  • her koşulda bekaretini muhafaza etmesi beklenen kız, geneleve düşerken
  • tahsil görmesi umulan oğlan, vatkalı ceketi ve ceketinin sıvalı kollarıyla ortamlara akan ya bir pezevenk ya da bir torbacı olup çıkar.
- vuku bulan bu talihsiz gelişmeler çok açık bir biçimde "ağır rekabet koşullarında bireyin başına gelenlere" işaret eder.
bununla birlikte bu sendelemelerde payı olanlar -kızın bekaretini elinden alan nuri alço ve oğlanı yoldan çıkaran zengin arkadaşları- nezdinde yapılan şey aleni bir kentsoylu sınıf eleştrisidir.

3) ana karakterlerden hiç biri kendi iş yerinin sahibi değildir; ya başkasının yanında çalışırlar ya da işsizdirler. girişimcilik örneği sergileyip gevrek satmaya bile yanaşmaz, bütün gün kahvede oturmayı tercih ederler.
filmlerde zengin insanlar her zaman kötüdürler. zenginliklerinin kaynağı yaptıkları işlerdir. bu insanların hepsi kendi işlerinin patronudurlar ve bakkalından holding sahibine kadar tamamı namussuzun önde gideni olarak gösterilirler.
iş yerlerinin, bu adamların asıl gelir kaynakları olan illgal faaliyetler için (kumar, fuhuş vb. yasa dışı eylemler + kaçak sigara, içki, uyuşturucu zulası) bir kılıf olarak kullanıldığı intibası yaratılır.
esas oğlanın çalıştığı mekanın sahibi ile yaşadığı evin sahibi hep allahsız paragöz insanlar olarak tasvir edilir. çocuk patrondan maaş alamadığı gibi, ev sahibinin sürekli zam yaptığı kirayla da boğuşmak zorunda kalır.

film aracılığıyla yapılan tüm bu girişimler, tüccar sınıf karşısında takınılan olumsuz tavra işaret eder.
iş yeri ve ev sahiplerinin gaddarlığı ise özel mülkiyet hakkının sorgulanmasıdır

4) tüm bu ızdırabın ve şokun göbeğinde hafiften aklını yitirmeye başlayan esas oğlansa, filmin devamında geneleve uğrar ve o kişiyle (sevgilisi, bacısı ya da anası olan) karşılaşır. kadını omuz başlarından sıkıca kavrayıp şiddetle silkelerken koca koca açtığı gözlerini de gözlerine diker ve
"orospusun seeen, orospuuu!"
diye bağırıp ardından bir iki tane de tokat aşkeder. takınılan bu şiddetperver ve agresif tavır karşılıklı sevgi kıvılcımlarının yeniden çakmasını sağlar. nefretini sevgiye dönüştüren esas oğlan her delikanlı gibi kızı o hayattan çekip çıkarmaya karar verir ve kolundan tuttuğu gibi hamama götürür. kız hamamda bir takım dini ritüeller doğrultusunda yıkanıp, su dökünür. tövbe falan eder. hamam çıkışı baş örtüsünü bağlar, mantosunu son düğmesine kadar ilikler. saçları artık sarı da değildir hem.
- gel gelelim talih okumayıp eşek olan diğer oğlan için bu denli hoşgörülü değildir. filmin çeşitli noktalarında yanlış yollara saptığı esas oğlanımız tarafından fark edilir gibi olan bu yan eleman, esas oğlanın
"okuyacaksın! sen bizim çektiklerimizi çekmeyeceksin. beyefendi olacaksın!"
şeklindeki gazlamalarına kulak asmaksızın kendi bildiği yolda gidince, eh, filmden sağ çıkması pek mümkün olmaz. bu yan eleman muhakkak ölür.

- yüksek tahsil gereksinimi, kapitalizmin vaadi "daha parlak bir gelecek" e ulaşmak için ihtiyaç duyulan "aptalların göremediği" vizedir.
akademik eğitim almamış kişinin yok sayılması, işe yaramaz görülmesi, insanın ömrünü başkalarını zengin etmeye adaması için gerekli motivasyonu vermenin tek yoludur. okumaya gönderilen çocuğun pezevenk oluşu -aslına bakarsanız- rastlantı değildir.
en iğrenç bir şekilde ölüşü, hayatını bok ediyor olmasına yapılan leziz bir göndermedir.

5) arabesk filmler için gerçek mutlu son, esas oğlanın albüm yapabildiği sonlardır. ailesi dağılmış, yuvası yıkılmış olması fark etmez. bunlar sanatını kuvvetlendirici etkenlerdir. bir türkücünün nihai amacı sesini kitlelere duyurabilmektir. dolayısı ile eğer filmde albüm çıkarıyorsa, o hükmen mutlu sondur.
esas oğlanın kaset çıkarması asla kendi çabaları, prodüktörlerin kapılarında sabahlaması, adamları sıkboğaz etmesi yoluyla değil, tesadüf eseri olur. o an oradan geçmekte olan gazinocular ya da plakçılar kralı adamımızın sesini duyar ve derhal beş senelik kontrat yapar.

- esas oğlan mevcut başarısını rekabete girerek sağlamaz. yeterince iyi olduğu için sistem içinde kendiliğinden yükselir.
oğlan filmin tek kazananıdır ve başarının yegane şartı olarak gösterilen tahsile sahip değildir.
her fırsatta hak, hukuk, adalet özlemini dile getirir.

maksimdeki ilk suare görüntüleri eşliğinde film biter.

itiraz edilebilir ama,
bana göre arabesk filmler, alttan alta sosyalizm propogandası yapmaktadır.
[bu post editlenecek]