mezarliklar hüznün cisimlestigi yerlerdir. gayrimenkule dönüstügü yerler:
nüfus kaydi silinenler toplu konutlari..
vadesi dolanlar sitesi..
yeni hayat residence..
mezarliklar kus seslerinin insani neselendiremedigi yerlerdir.
yesilin huzur vermedigi, beyazin safligi isaret etmedigi yerler..
kapisindan girdiginiz anda mermerin insani sükunete davet eden çagrisina uyarsiniz.
sanki bir müzedeymissiniz gibi.
ölüm temali bir açik hava galerisindeymissiniz gibi.
arti söyle de bir durum vardir: eger mezarliktaysaniz, orada olusunuzun çok çesitli sebepleri olamaz.
tip mucize yaratir mi?
tibbin yarattigi mucizeden sayilir mi?
insan, din ve bilim arasindaki yüzsüz üçgenin bir parçasyiz.
cennete gitmek için ibadet ediyor, ancak gidisimizi geciktirmek için bir dolu ilaç aliyoruz.
yaradanin elçisinin etegine yüz sürecek olma düsüncesi gözlerimizi dolduruyor, ancak rabba olabildigince geç kavusmak için varimizi yogumuzu doktorlara harciyoruz.
bilim, “teknik olarak” tanri yi reddeder. ki yaptiklari göz önüne alindiginda, bunu pratige de dökmeye çalistigi söylenebilir.
bilimin, genler üzerinde oynayarak, sonsuz hayati hiç ölmeden yasayabilme vaadi...
hiç hasta olmayacagimiz müjdesi...
hiç yaslanilmayabilecegi umudu...
insanliktan çikacak olma ihtimali...
tanidigimiz pek çok yasli insan bir yere giderken yaninda bir torba ilaç tasimak zorunda.
bu ilaçlardan herhangi birini almayi unuttuklari gecenin sabahinda gözlerini hastanede açma olasiliklari çok yüksek.
tanidigimiz yaslilarin çogu, doga kanunlari geregi, çoktan ölmesi gereken insanlar: durmus kalpleri kalp masajiyla, elektro sokla çalistirilmis, yasiyor olusunu kan, organ nakline borçlu tipler.
tanidigimiz yaslilarin bir çogu eskiden çok yönlü insanlardi. piyano çalip resim yaparlardi. kimisi gazetelere makale yazar, mutfakta da harikalar yaratabilirlerdi.
bugün de kendileri aci verici bir biçimde çok yönlü insanlar: hem nefes darligi çekiyor, hem de böbrekleri iflas etmis durumda. kalbe giden damarlarin çogu tikali, bu da yetmezmis gibi hafizasi da bitik...
tanidigimiz yasli insanlarin çogu bize çok yakin insanlar: ebeveynlerimiz, büyük anne, büyük babalarimiz. aramizda kan bagi olan kisiler. olasilikla, çok önemli insanlar. bir takim degerlerin sembolleri.
ve bu tanidigimiz insanlarin pek çogu ruhlarini hipokrata satmis durumdalar.
tip bilimi sorun yaratmak, farmakoloji bu soruna pahali çözümler bulmakla görevlidir.
bilimle aramizdaki iliski oldukça ticari.
bize verdigi, kurumsal bir hizmet; çözüm ortakligi.
biz temelde, bilim vasitasiyla vücuda gelmis bir ürün oldugumuz için, geçen zamanla çikartabilecegimiz arizalara karsi teknik servis destegi saglamakta.
yedek parça vesaire.
cerrahlar, montaj ustalari...
konseptler ve paketler hayatimiza yön veren kavramlar. konsept bir sablon ve paketse bu sablonun içini doldurma biçimi:
tatil bir konsept ve “her sey dahil bir haftalik tatil” bir paket.
dügün bir konsept ve “kir dügünü” bir paket.
hastalik bir konsept ve “kanser” bir paket.
ölüm bir konsept ve “yüzme bilmedigi halde baraj gölüne girip dipten kum çikarmaya çalisirken bogulan çocuk. ve yine yüzme bilmedikleri halde onu kurtarmak için suya atlayan hane halki.” bir paket.
hayat bir konsept ve ...
yasamlarimiz birer paket.
bizler gelistirilebilir birer ürünüz.
mezar taslarini hatirlayalim:
dogum ve ölüm tarihleri,
üretim ve son kullanma tarihleri.
presentable olmak ya da olmamak. iste bütün mesele de budur.
ps: efendim, medikıl #2 yi yazarken çok sıkıldım, yazamadım, kasıldım kaldım. bununla birlikte kendimi yazmak zorunda da hissediyordum. ondan 2 haftalık bi devamsızlık söz konusu oldu.. ve görüldüğü üzre yazmayı da hala daha bitiremedim. muhtemelen hiç eklemem ben o postu.
bu az evvel okuduğunuz yazı ise da cornıllarımın sonuncusuydu.
ısıtıp tekrar sunmuş gibi oldu,
olsun.



